
Nisan ayında Amerika'nın Batı yakasına ikinci seyahatimde Amsterdam'dan Seattle'a KLM ile doğrudan uçtum. Yolculuk yaklaşık 10 saat kadar sürdü. Zamanın geçtiğinin çok fazla farkında olmamamın tek nedeni, yeni Airbus 330'lardan olan uçakta her koltuğun arkasına monte edilmiş kişisel video sisteminin olmasıydı - hem de ekonomi sınıfında bile. İlginç bir nokta, yolculuğun yedinci saatine doğru ekranımdaki görüntünün kaybolup yerine bir Linux hata mesajı çıkması, ve sonra sistemin yeniden başlamasıydı. Yani her ekran aslında bağımsız bir Linux bilgisayarıydı. Bu nedenle her yolcu kendi ekranında istediği filmi (yaklaşık 50-60 film arasından) seçebiliyor, ayrıca bazı oyunlar da koymuşlar.Seattle hem Boeing hem de Microsoft şirketlerinin genel merkezlerinin olduğu bir şehir. Bu, Amsterdam'dan oraya neden doğrudan uçuş olduğunu da açıklıyor. Amsterdam her iki şirket için de önemli bir Avrupa merkezi.
Şehrin yeşilliği doğrusu beni şaşırttı. Çok uzakta olmasına rağmen Rainier Dağı şehrin üzerine hayranlık uyandırıcı bir şekilde uzanıyordu sanki. Anladığım kadarıyla bu halen aktif olan bir yanardağ. Çok küçük de olsa patlama tehlikesi insanı bir an için de olsa ürpertiyor. Şehre zarar verebilecek kadar da yakın görünüyor aslında.
Toplantımdan önce Pazar günüm boştu, arkadaşlarımdan biri bir beyzbol maçına gitmeyi önerdi. Beyzboldan zerre kadar anlamama rağmen kabul ettim, oyunun kurallarını öğrenme fikri de cazip geldi. Seattle'in takımı Seattle Mariners. Amerikan Ligi'nin Batı Bölgesi'nde oynuyorlar. (Bir de Ulusal Lig var. Amerikalı arkadaşım farklı ticari organizasyonlardan dolayı birbirinden bağımsız iki lig olduğunu anlattı) Mariners'in ligin iyi takımlarından olmadığını keşfettim, ama taraftarları pek öyle düşünmüyorlardı.
M
ariners'in stadı SAFECO sahasına erkenden geldik. Atmosfer oldukça iyiydi, güneş az da olsa parlıyordu. Taraftarların maça bütün aileleriyle birlikte nasıl hevesle gittklerini görmek beni şaşırttı doğrusu. Beyzbolün Amerika'da niye bu kadar popüler olduğunu anlamak zor değil. Çok acele oynanmayan bir oyun, sık sık duruyor, dolayısıyla herkes gidip yiyecek ya da içeceklerini yenileyebiliyor. Mariners Detroit Tigers'a karşı oynuyordu. Kısa zamanda iki Japon oyuncuları olduğunu öğrendim. Japonya beyzbolde bayağı ilerlemiş ve Amerikan takımlarına bir kaç iyi oyuncu vermiş bile. Bu da Seattle için iyi bir şey, çünkü şehirde büyük bir Asya kökenli grup var. Stadda Japon bir turist bir kaç kişiye rica edip kendisinin resmini çekmelerini istedi, çünkü en sevdiği Japon oyuncudaydı sıra. Oyun devam ederken arkadaşım kuralları biraz açıkladı. Major League Baseball Association (MLB) beyzbol resmi kurallarını açıklayan çok iyi bir Web sitesi hazırlamış, siteyi burada bulabilirsiniz.Maalesef seyrettiğim oyun çok ilginç değildi. Atıcılar (Pitchers) sürekli vurucuları oyundan çıkarıyordu ve ilk 5 bölümde pek bir şey olmadı. Detroit kolay bir "Home Run" ile sayıları topladı. Mariners daha sonra yetişmeye çalıştı, ama bu işe yaramadı.
Oyundan sonra stadyumdan çıkarken Seattle'ın ünlü Pike'ın Pazarı'nda açılan ilk Starbucks
dükkanının önünden geçtik. Binanın üstündeki plakette 1914 yazıyordu, ama bu sanırım binanın inşaat yılı olsa gerek.
Seattle'ın simgesi olarak bilinen Uzay İğnesi'ni uzaktan gördüm. Biraz Ankara'nın Atakulesi'ni andıran güzel bir Gözleme Kulesi. Bu seyahat sırasında kuleye gitmeye zamanım olmadı.
Bölgedeki önemli şehirlerden biri, Microsoft'un merkezinin olduğu Redmond. Küçük bir kasaba aslında, ama sabahları 30,000 Microsoft çalışanı işe gitmek için yollara dökülünce işler karışıyor. Bütün çevre yollar bloke oluyor. Redmond'da bir kaç gün üstüste toplantılara katıldım, ama bir arabada üçten fazla kişi olduğumuz için HOV (kalabalık araç) şeridini kullanarak yolumuza hızla devam edebildik.
Bu seyahat oldukça kısa sürdü ve kentin önemli yerlerini fazla gezemedim, ama sürekli Doğu yakası seyahatlerime bir ilginç alternatif oldu.
1 yorum:
Seattle'da ki Uzay İğnesi'ni görmeyi istedim, yazını okuyunca.
Mustafa Özer
Rize/Fındıklı
Yorum Gönder