Bir kaç gün umursamamazlıktan geldikten sonra sonunda direnmeyi bırakıp bir eğlence parkına gitmeye karar verdik. Bu tabii ki Los Angeles'a yapılan bir gezinin zorunlu parçası, hele ki çocuklarınızla birlikteyseniz. Disney parklarına gidip gitmemeyi düşündükten sonra
Universal Stüdyoları'nda karar kıldık.
Florida'daki
Universal Stüdyoları'na 8 yıl kadar önce gitmiştik ve çok beğenmiştik. Bu park aslında iki parktan oluşmuştu ve biz ikincisini (Islands of Adventure) daha çok beğenmiştik.
Los Angeles'taki Universal Stüdyoları tek bir parktan oluşuyor. Tabii ki gerçek stüdyolar da aynı alanda, belki bu yüzden eğlence parkı kısmı çok büyük tutulmamış. Long Beach'teki otelimizden parka gitmemiz bir saate yakın sürdü, önce 710 numaralı otoyol üzerinde kamyonlarla beraber uzun bir yolculuk, sonra 5 numaralı otoyol üzerinde kısa bir geçiş ve sonunda da 101 numaralı Los Angeles otoyolunda şehrin büyük kısmını (dışarıdan) geçerek stüdyolara erişmek.
Ben en çok 710 üzerindeki çok sayıda kamyondan rahatsız oldum, ama bu yola "kamyon yolu" deniliyor ve her zaman kamyonlarla dolu oluyor. 30 millik bu mesafe özellikle şehre yaklaştıktan sonra çok yavaş ilerleyebilmemiz nedeniyle bir saati buldu.

Stüdyolara ulaştığımızda girişin hemen içinde bir park yeri bulup arabayı park ettik. Daha sonra istersek yokuşu çıkıp biraz daha yüksek ücret ödeyerek tercihli otoparklardan birine girebileceğimizi öğrendik, ama bu sorun değildi, çünkü aşağıdaki otoparktan yukarıya çıkan uzun ve komik tramvay tarzı arabalar vardı ve parkın giriş gişelerine kadar sizi götürüyordu.
Yukarı çıktığımızda
Universal CityWalk bölgesine geldik. Burası oldukça şık mağazaların, sinemaların ve restoranların toplu halde bulunduğu bir cadde, parka girmeden önce ya da çıktıktan sonra ziyaret edilip vakit geçirilebilecek bir yer. Bir sürü marka mağazasının yanısıra akşamları sosyalleşmek için gidilebilecek lokantalar ve barlar da var.
Parkın girişinde bir promosyon vardı. Bir günlük giriş ücretiyle 2008 sonuna kadar sınırsız giriş sağlıyordu. Normal Yıllık Bilet daha esnek, satın aldığınız tarihten itibaren bir yıl giriş sağlıyor, ama bu da iyiydi.
Hollywood'da olduğunuzu ilk hatırlatan şey sinema endüstrisi ve ünlülerle ilgili bir sürü şov olması. Biz parka girdiğimizde bir Marilyn Monroe benzeri eski bir araba üzerinde Marilyn şarkıları söylüyor, dansçı kızlar da ona eşlik ediyordu. Sahnedeki ilanlar Blues Brothers şovuyla ilgilydi, ve daha sonra o şovu da seyredecektik.

İlk girdiğimiz şov
Stüdyo Turu'ydu. Bu tur yavaş hareket eden otobüs tarzı arabalarla stüdyoların bulunduğu alanda yapılıyor, üretim yapılan stğdyoların da arasından geçiyor. Arada da bazı basit şovlar yer alıyor.
Bu şovların arasında King Kong ile kısa bir macera, Orlando'da gördüğümüz deprem şovunun kısa bir versiyonu ,
Fast and the Furious filmlerinin Japonya'da geçen
üçüncüsü ve Revenge of the Mummy (
The Mummy Returns filminden) şovundan kısa bir kesit ve bir sürü böcek.....vardı.


Filmlerde kullanılan ünlü arabalardan bir kesit gördük, özellikle sinema arabalarına meraklıların ilgisini çekecek bir koleksiyon.
Dünyalar Savaşı filmindeki uçak kazası sahnesinin canlandırıldığı alan da oldukça ilginçti. Rehberimiz bu kazayı gerçekçi olarak gösterebilmek için eski bir Boeing 747 satın alıp parçaladıklarını anlattı.
Turun geri kalan kısmı rehberimizin (bazen de televizyon ekranında Whoopy Goldberg'in) geçtiğimiz bölgelerle ya da oradaki faaliyetlerle ilgili bilgiler vermesiyle geçti.
Bu tur Orlando'da 2000 yılında gittiğimiz MGM Stüdyoları turuna göre çok daha basitti. Yine de Universal Stüdyoları'nın nasıl çalıştığı konusunda bize bir fikir veriyordu, bir de büyük ilgiyle izlenen aksiyon filmlerinin çoğunu o stüyolarda yaptıklarını da anımsatıyordu.

Dehşet Evi'nin yanından geçtik, oldukça korkunç görünüyordu.
Fear Factor:Live şovunu izlemeyi düşündük, ama şov saatini kaçırdık ve daha sonraki bir şov zamanını beklemek zorunda kaldık. Bu arada zaman kazanmak için
Terminator 2:3D şovunu izledik. Bu canlı aktörlerin seyirciyi şova hazırlaması ve özel plastik gözlüklerle seyredilen (Arnold Schwarzenegger'in oynadığı) üç boyutlu filmlerden oluşan bir şov. Bu şov sekiz sene önce Orlando'da gördüğümle hemen hemen aynıydı, yani tekonolojik bir ilerleme yoktu. Biraz kısaydı sanırım.

Bahsedilmesi gereken bir şey, parkın iki düzeyden oluştuğu. Üstteki düzeyden alttakine 3-4 ayrı yürüyen merdivenle ulaşılabiliyor. Bu epeyce zaman alıyor, özellikle de merdivenlerin kalabalık olduğu zamanlarda. Şovları parktaki yerine göre gruplayarak sırayla gitmek zaman kazanmak için iyi bir fikir olabilir.
Fear Factor şovunu beklerken,
Jurassic Park'a girdik. Bu Orlando'daki örneğinin son derece kısaltılmış bir versiyonuydu ve büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. Sanki birisi bu şovun bir özetini çıkarmak istemiş ve çoğunu atmıştı. Şovun sürprizini bozmak istemem ama Orlando'dakinin seviyesine yanaşamadığı kesin.

En sounda büyük bir oditoryumda sunulan
Fear Factor:Live şovuna girdik. Bu şov yarışmacıların son derece tehlikeli görevleri yerine getirdikleri, ama aynı zamanda aklınıza gelen en iğrenç canlıları (örneğin kurtçuklar, domuz bağırsakları, canlı böcekler ve sayılamayacak başka ucubeler) yedikleri televizyon şovunun canlı bir versiyonu. Orijinal şovda ödül 50,000 dolar civarında. Buradaki şovda ise parka gelen ziyaretçiler arasında başvuranlar mülakattan geçiyor ve üç oyunu kazanarak birinci olmaya çalışıyorlar.

Bu günün sürpriziydi, çünkü interaktifti ve gösteriler gerçekti (tabii TV şovundakilere oranla daha basitlerdi) ç Sunucular son derece profesyoneldi ve seyirciyi şova hazırlamayı son derece iyi beceriyorlardı.
Dışarıya çıkarken Blues Brothers şovunu sahne üzerinde görme şansımız oldu. Tabii ki bunlar asılları değil, taklitleriydi.

Stüdyodaki bu ilk günümüzde doğal olarak bütün aktivitelere katılamamıştık, dolayısıyla bir sonraki hafta yeniden gelmeye karar verdik.
Universal'den geç dönüş akşam yemeği yiyecek bir yer bulmaya çalışmamız gerektiğini gösteriyordu. Tabii yine kolay olanı seçip 24 saat açık olan Denny's'e gittik. Belki çok ahım şahım bir yer değildi, ama kimse şikayet etmedi.