Gittiğim Ülkeler

This application is created by interactive maps.
You can also have your visited countries map on your site.

If you see this message, you need to upgrade your flash player.
Make your visited countries mapInteractive maps

11 Mayıs 2008 Pazar

Los Angeles İzlenimleri

Los Angeles seyahatim sırasında rastladığım iyi ve kötü şeyleri sıralıyorum.

İyiler
  • Bir sürü boşluk. Otoyollarda 5 ila 7 şerit arasında var. Bir sürü yol seçeneği.
  • Bir sürü yiyecek ve mutfak seçimi. Hollanda'ya kıyasla çok iyi.
  • Alışveriş merkezleri yedi gün açık. Bazı restoranlar (örneğin Denny's) 24 saat açık.
  • Hemen hemen her yerde bedava internet. Bu Avrupa'ya oranla büyük bir değişiklik, çünkü mutlaka olması gereken otellerde bile bulmak zor.
  • Avrupa'dan geldiğimizi söyleyince genelde büyük bir heyecanla karşılandık. Nedense hiç oraya gitmeyenler bile Avrupa deyince heyecanlanıyorlar (göçmen toplumu olduğu için mi?)
  • Oldukça iyi bir hava. Biz oradayken gündüz hep 16-24 derece arasındaydı. Bu da Mart sonu-Nisan başı için iyi bir hava (tabii Florida'daki kadar iyi değil)
  • Ucuz. Şu sıralarda Euro-dolar paritesi 1.58 civarında olduğundan, gerçekten ucuz. Daha fazla rekabet olması nedenlerden biri.

Kötüler

  • Otoyollar ve ikincil yollar genelde hep tıkalı. İş gidiş ve çıkışları dışında da bu rudum değişmiyor.
  • Kimse hız sınırlarına uymuyor. Hangi yolda olursak olalım bu durum değişmedi.
  • Fast food ve son derece yağlı gıdalar yemek fırsatı çok fazla.
  • Park paraları. Ne kadar ödediğimi bilmiyorum, ama günde 15 dolar civarı olabilir. Bir çok park yerinin restoranlarla ya da mağazalarla anlaşması var. Bu restoran ya da mağazalarda bir şey yeyip içtiğiniz ya da satın aldığınız zaman çok ucuza park edebiliyorsunuz.
  • Yerel gazeteler (örneğin Long Beach Press-Telegram) son derece sıkıcı. Büyük şehir gazetesi bulursanız alın (bizim için bu Los Angeles Times idi, ama Washington Post gibi gazeteler kadar iyi değildi).

Çirkinlikler

  • Amerika çelişkiler ülkesi. Yol kenarında durup dilenen çok kişi gördük
  • WalMart gibi alışveriş merkezlerinin çevresi hiç tekin görünmüyor.


Bilgiler

  • Los Angeles bölgesinde İspanyol kökenli ve Asya kökenli Amerikalılar çok yoğun. Etrafta çok fazla İspanyolca duyuyorsunuz. Bazı mağazalarda İspanyolca açıklamalar var, ama resmi bir politika saptanmamış gibi

Los Angeles Günlüğü 15-5 Nisan-Dönüş Yolculuğu

İki hafta çok çabuk geçti doğrusu. Belki de Los Angeles bölgesinde görebildiğimiz şeylerin çok küçük bir kısmını görmüş olduk. Long Beach'te ise belki de biz ayrıldıktan iki hafta sonra yapılacak Toyota Grand Prix dışında hemen hemen her şeyi görebildik.

Los Angeles havaalanında Fox Rental binasında biraz zaman harcamam gerekti, çünkü rezervasyon yaptığım zaman otel ve kiralık araba ödemesini yaptığım halde arabayı alırken yeniden ödeme yapmam istenmişti. En sonunda yönetici gelip iade yapacaklarını ve bana mesaj göndereceğini söyledi.

Dönüş yolu biraz daha kolay görünüyordu, çünkü doğuya gitmek her zaman daha hızlı oluyordu. Los Angeles'tan Houston'a giden uçak zamanında kalktı ve indi. Ancak Houston'da beni bir sürpriz bekliyordu. Pasaportum Los Angeles'ta iki kez kontrol edilmişti ve problem görülmemişti. Pasaportumu verdiğimde kontrol eden kişi pasaportumun kabının yırtıldığını ve bu pasaportla seyahat edemeyeceğimi söyledi. Bu, iki uçuş arasında olmuş olmalıydı.

Pasaportun iki kez kontrol edildiğini belirttim ama görevli ikna olmuyordu. Güvenlik kuralları çok açıktı (bu arada Alarm düzeyi Kavuniçi olarak gösteriliyordu, bu da oldukça yüksek bir düzey sayılırdı). Hollanda oturma iznimi gösterdim ve makul olmalarını istedim, bu arada zaman geçiyordu.

Sonuna görevli Amsterdam'ı arayıp bilgi almaya karar verdi. Sonra geri geldi ve oradan biriyle konuştuğunu, buu seferlik seyahat etmeme izin vereceklerini söyledi. Pasaportumu bir an önce değiştirmem gerekiyordu. Teşekkür ederek uçağa bindim. Houston'da Türk elçiliği olmadıı için sorun çözülmeseydi ne yapacağımı bilmiyorum.

Amsterdam uçuşu olaysız geçti, tek sorun doğru dürüst film göstermemeleriydi. Bu sefer interaktif mod çalışıyordu, bu yüzden oldukça yavaş bilgisayar oyunlarını deneyebildim. P.S. I Love You filmini izledim, idare ederdi ama çok iyi sayılmazdı. House dizisinin bir kaç bölümünü izledim, o çok daha ilginçti.

Amsterdam 10 derece kadar daha soğuk havasıyla bizi bekliyordu, ama ne de olsa dönmüştük ve bir sonraki seyahate kadar evimizdeydik!

Amsterdam was waiting for us with a 10 degree colder weather, but at least we were back home and ready for the next trip!

Los Angeles Günlüğü 14-4 Nisan-Del Amo Merkezi

Dönüş yolculuğumuzdan bir gün önce son bir kez alışverişe gitmeye karar verdik. İnternet'ten arayıp Torrance kentindeki Del Amo Fashion Center'a gittik. Bu alışveriş merkezi otelden 17 mil ötede olduğu için yakın sayılırdı.

Web sayfaları Kuzey Amerika'daki en büyük dahili alışveriş merkezi olduğunu iddia ediyordu. Bunun doğru olup olmadığını bilmiyorum, ama son derece büyük olduğu kesin. Yatay olarak yayılmış, ama bütün mağazalar birbirleriyle bağlantılı. Genelde alışveriş merkezlerinin ucunda büyük mağaza zincirlerinden biri olur, buradaysa sona eriştiğinizi sanarken mağazaların içinden geçi alışveriş merkezinin başka bölümlerine geçmek mümkün.

Lüks mağazalar ve normal mağazaların birleşiminden oluşan bu alışveriş merkezi herkese hitap eden bir şeyler içeriyor.

Bir büyük Yiyecek Bölümü ve bir kaç küçük Yiyecek alanı var. İşaretler yanıltıcı olabiliyor, çünkü daha küçük olan yiyecek alanlarında yalnızca bir iki seçenek var ve işaretler hangi alanın ne kadar büyük olduğu konusunda bir bilgi vermiyor.

Ayrıca dış kısımda bazı marka mağazalarının ve sinemaların olduğu bir gezinti bölümü var.

Long Beach'e dönüp GameWorks mağazasında biraz daha zaman geçirdik ve sonra Islands'ta kısa bir yemek yiyerek dönüş yolculuğuna hazırlanmak için otele döndük.

Los Angeles Günlüğü 13-3 Nisan-Universal Stüdyoları-2. Perde

Universal Stüdyoları'na ilk gittiğimizde her yeri görmemiştik, bu nedenle yeniden gittik.

İkinci günümüze Universal Citywalk'ta bir gezintiyle başladık, ilk gidişimizde hiç ilgi göstermemiştik. İlginç yerlerden biri Hard Rock Cafe Hollywood. Diğerlerinden farklı bir bina, önünde dev bir gitarla oldukça rahat görülüyor.
İçeride ünlü müzisyenlerin gitarlarını görebiliyorsunuz.

Öncelikle Waterworld şovuna gittik. Aynı adlı, Kevin Costner filmin dünyasında geçen bir dublör şov. Bir sürü su kayağı numarası, yüksek sıçramalar, patlamalar, suya inen uçak bile var. Dublörlerin numaraları son derece iyiydi. Gösteri alanında "ıslak" olarak işaretlenen koltuklara oturanlar çok fena ıslandılar. Kavga sahnelerinde yoğun bir koreografi vardı, ve çok ilginç değildi, ama çok etkileyiciydi. Dublörlerin hepsinde telsiz mikrofonlar olduğundan diyaloglar son derece kolay duyulabiliyordu.


Sonra gerçek bir özel efekt şovuna gittik. Bu şovda Kurt Russell'ın başrolünü oynadığı Backdraft filmindeki kavramlar kullanılıyordu. Üç değişik stüdyodan geçtik, her birinde bir öncekine oranla daha gerçekçi efektler kullanılıyordu. Son stüdyo en ilginç olanıydı. Filmdeki gibi bir sürü patlama, ateş ve ısı vardı. Zemini birden düşürerek ve gerçek bir ateş izlenimi yaratarak oldukça korkutucu bir ortam oluşturdular.

Daha sonra Özel Efekt Stüdyoları'na giderek özel efektleri izlemeye devam ettik. Bu şov seyircilerden gönüllüler kullanıyor ve son derece eğlendirici. Mavi ekranın (aslında yeşil) nasıl kullanıldığını, aktörlerin istenen bir manzaray nasıl yerleştiridiğini gösterirken animasyon karakterleri ve korkutucu dublör şovları yaptılar, bir dizi kısa film parçası için ses kaydı yapıp sonucun nasıl olduğunu bize gösterdiler, böylece filmlerin gerçekte nasıl çekildiğiyle ilgili epeyce fikrimiz oldu.

Şov son derece doğaçlama yapılıyordu, şovun sunucuları ise son derece hazırcevaptı, bu yüzden bütün şov son derece eğlenceliydi.

Son olarak son derece iyi eleştiriler alan The Revenge of the Mummy şovuna girdik. Bu son derece süratli ve kısa şov Mumya filminin dünyasında geçiyor. İmothep'in oldukça korkutucu tanıtımından sonra o kadar hızlı hareket ediyor ki korkmaya zamanınız olmuyor.
Geriye doğru da hareket içeren bu şov şu ana kadar gördüğüm en mide bulandırıcı ve hızlı şovdu. Aslında konunun mumya olmasının hiç bir önemi yok, çünkü bu kadar hzılı hareket eden bir şov konusu ne olsa aynı etkiyi yapacaktı.

Bütün şovlara girip bu gezideki eğlence parkı turumuzu bitirmiş olduk.

Los Angeles Günlüğü 12-2 Nisan-Long Beach Akvaryumu

Güne Shoreline Village'daki Parker's Lighthouse 'da yediğimiz öğle yemeğiyle başladı. Marinadaki güzel restoranların biriydi bu. Koya bakan güzel manzarası olan üç katlı bir binada restoran. Bir tarafta koyun güzelliği, öte tarafta karşı kıyıdaki Queen Mary gemisi, hatta daha uzaktaki San Pedro'ya kadar görmek mümkün. Biz ikinci katta oturduk, ama en üst kat herhalde daha iyi bir manzaraya sahipti.

Menü oldukça zengindi. Restoranda bazı geceler canlı caz müziği var, dolayısıyla daha ilginç olabilir.

Öğleden sonra A.B.D.'ndeki en büyük akvaryumlardan biri olduğunu iddia eden Long Beach Akvaryumu'na gittik. Buranın hem içeride, hem dışarıda sergileri var ve özellikle Pasifik Okyanusu'na özgü son derece ilginç yaşam biçimleri içeriyor.

İç kısımda üç değişik galeri var, Güney Kaliforniya Galerisi, Kuzey Pasifik Galerisi ve Tropikal Pasifik Galerisi.

Dış kısımdaki havuzlarda bir sürü vatoz balığı var, bazıları da son derece büyük. Akvaryum çalışanları çocukların balıkları "sevmesine" izin veriyorlardı, ama koşulları yalnızca iki parmağınızı kullanmanızdı. Bakıcılardan biri vatozların aslında tehlikeli olmadığını anlattı. Okyanusun dibinde yatarken üstüne basmazsanız tabii.... Vatozların iğneleri yalnızca savunmaya yönelik bir silah gibi gözüküyor.

Bir kaç tane de küçük sayılabilecek köpekbalığı vardı. Hem köpekbalıklarının, hem de diğer balıkların aynı havuzda birbirine zarar vermeden nasıl yaşadıklarını doğrusu anlayamadım. Sordum, ama çok kesin bir yanıt alamadım. Dış havuzlarda fok balıkları ve ayı balıkları da vardı. Alt kattaki gözleme penceresinden bu deniz yaratıklarını gözlemek ilginçti.

Derin okyanus yaratıklarını gösteren üç boyutlu bir şov da vardı, ama çok zamanımız olmadığı için girmedik.

İlginç bir yerdi, ama yine de New England Aquarium'dan daha zengin ve ilginç olduğunu düşünmüyorum.





Günü bir kez daha California Pizza Kitchen'da bir akşam yemeğiyle bitirdik.

Los Angeles Günlüğü 11-1 Nisan-Disneyland

Los Angeles'a yapılan bir gezi tabii ki ilk eğlence parkı olan Disneyland'e bir gezi içermese olmazdı.

2000 yılında Florida gezimizde Disney parklarında 4 gün geçirmiştik, ama orijinal Disney parkını görmek istiyorduk. Aslında bu biraz riskliydi, çünkü çocuklarımız büyümüştü ve Disney onlara hitap etmeyebilirdi.

Disneyland Anaheim kentine yakındı, o yüzden bu sefer Los Angeles'a doğru, yani kuzeye doğru gitmek yerine doğuya doğru gidiyorduk. En hızlı yol 710 otoyoluna çıkıp bir süre kuzeye gitmek, sonra da 605 otoyolundan doğuya yönelmekti. Ama bu yol 26 mil uzunluğundaydı, bizse en kısa yolu seçip otoyol dışında kaldık ve yaklaşık 20 mil giderek oraya ulaştık.

Universal Stüdyoları'ndan farklı olarak Disney'in birden fazla gün ya da birden fazla park için geçerli biletleri yoktu. Bilet alırken normal Disney Parkı ya da Disney's California Adventure Parkı arasında bir seçim yapmak zorundaydınız.

Disney karakterleriyle fotoğraf çektirme önerilerini savuşturarak önce Geleceğin Dünyası'na (Futureland) girdik. İlk girdiğimiz şov Star Tours'du. Bu Star Wars teması üzerine kurulu bir simülatör. Girdiğiniz oditoryum hareketli koltuklardan oluşuyor ve neredeyse içine girdiğiniz büyük bir ekran içeriyor. Şov biraz mide bulandırıcı olabiliyor, çünkü koltukların hareketleri çok hızlı ve sert olabiliyor, ama çok kısa sürdüğü için pek sorun olmuyor.

Oradan çıktığımızda Jedi Knight Academy için hazırlanan ufaklıkları gördük. 4-12 yaşlar arasndaki çocuklar için uygun olan bu şovda çocuklar Jedi üniformaları giyiyor ve son derece etkileyici Jedi Şövalyelerinin yürüttüğü bir eğitime katılıyorlar. Darth Vader bile görünüyor. Şovu seyretmek bile eğlenceliydi.

Sonra Matterhorn Kızakları şovuna katıldık. Bu İsviçre'deki Matterhorn'u simgeleyen bir yapay dağın içinden giden son derece hızlı bir şov ve kış sporlarında kullanılanlara benzeyen iki kişilik kızakları içeriyor. Çok kısa sürdüğü halde gerçek kızak sporcularının hissettiklerine benzediğini düşündüğüm bir heyecan veriyor. Kalbi olanlar için uygun değil.....

Bir sonraki şov aslında bir tür sergiydi. Yeni icatlar ve yenilikleri içeren bu serginin adı Innoventions. Bir sürü sanal spor, XBox oyunları, interaktif ekranlar vardı, ama serginin yarısına yakını kapalı olduğu için çok azını görebildik.

Buzz Lightyear Astro Blasters Pixar'ın Toy Story filminin dünyasında geçen yavaş bir şov. Herkese birer lazer tabancası veriliyor ve düşmanları vurmanız isteniyor. Oldukça yavaş hareket eden trene benzeyen bir araca biniyorsunuz, ama skorunuzu nasıl arttıracağınız pek belli değil. Genellikle daha küçük çocuklara hitap ediyor.

Jungle Cruise yapay bir ormanda botla çıkılan bir safari. Gezi sırasında bir sürü sahte hayvana ve komik durumlara rastlıyorsunuz. Oldukça sıkıcı.


Haunted Mansion oldukça karanlık bir atmosferde bir sürü holografik hayaletle dolu bir şov. Korkutucu olması gereken bazı bölümlerin tadı daha önce şovu izleyen gençlerin bütün diyalogları olmadan önce tekrarlaması sayesinde kaçtı.

Downtown Disney, Universal Citywalk'a benzeyen bir cadde, bir sürü dükkan var, ama Universal'dakinin tersine dükkanların çoğu Disney malları satıyor, yani daha az ilginç. Universal ise daha Hollywood ve daha moda....

Yani Disneyland (çoğunu daha önce görmediğimiz) daha fazla şova sahip, ama bunlar daha basit ve genelde daha küçük yaşta bir izleyiciyi hedefliyor.

Gün yine California Pizza Kitchen'da yenen akşam yemeğiyle sona erdi.

04 Mayıs 2008 Pazar

Los Angeles Günlüğü 10-31Mart-Los Cerritos'ta Alışveriş

Hollywood Bulvarı'ndaki uzun günden sonra yine bir dinlenme günüydü bu. Yakındaki bir alışveriş merkezine gittik (Evet, Los Angeles civarında bir hafta geçirdikten sonra bile alacak şeyler bulunabiliyor)

Los Cerritos Center Lakewood Center (ortalama büyüklükte bir merkez) ve şık South Plaza Mall arasında bir yerlerdeydi. Oldukça iyi mağazalar ve pozitif bir atmosferi vardı.

Alışverişle geçen günün sonunda Long Beach'e geri döndük ve Shoreline Drive üzerindeki marinaya gittik. Bütün bölge bir inşaat sahası gibi, çünkü herkes Long Beach Toyota Grand Prix'e hazırlanıyor.

Ancak bir sürü önlem almak zorundalar, bu nedenle de bir sürü yolu trafiğe kapatıyorlar, koruma önlemlerine önem veriyorlar ve bu yıl 17-20 Nisan arasında yapılacak Grand Prix tarihlerinden çok önce bunları tamamlamaya çalışıyorlar.

Gün yine California Pizza Kitchen'da bir yemekle sona erdi.

Los Angeles Günlüğü 9-30Mart-Hollywood Düşleri

Hollywood Düşleri

Hollywood dünya sinema endüstrisinin kalbi. Dev Amerikan sinema stüdyolarının en son düş dünyalarını ürettikleri ve sundukları, her yıl Oscar ödüllerinin bütün ihtişamıyla dağıtıldığı yer burası. Dağdaki Hollywood yazısının, belki dünyadaki en bilinen ikonun olduğu yer burası.

Ama Los Angeles'a gitmeden önce Hollywood'un nasıl bir yer olduğuyla ilgili bir fikrim yoktu. Aslında Los Angeles'a giden I-101 otoyolunda giderken trafik işaretleri vasıtasıyla bir fikrimiz olmuştu, ama fazlası yoktu.

Hollywood Bulvarı'na gidip aktör ve aktrislerle ilgili her şeyi görmeye karar verdik. Bu bir kez daha Long Beach'ten 710 otoyoluna çıkıp kuzeye gitmek demekti. Ama Pazar günü olduğundan etrafta fazla kamyon görünmüyordu, bu yüzden yolculuk biraz daha kolay oldu. Biraz daha dedim, çünkü 101 yine de oldukça kalabalıktı.

Okuduğum bir şehir rehberi Hollywood Bulvarı'yla Highland Avenue köşesindeki Hollywood and Highland Center'a gitmeyi tavsiye ediyordu. Burası son derece lüks bir alışveriş ve eğlence merkezi ve son derece büyük otopark kapasitesi olduğu için iyi bir seçimdi. Hollywood Bulvarı üzerinde olduğu için dışarı çıkıp Hollywood'un önemli yerlerini görmek son derece kolay. Alışveriş merkezinin bir sürü terası var ve buralardan örneğin Hollywood yazısını görmek mümkün.

Uzun süren araba yolculuğundan sonra çok acıktığımız için etrafa bakıp bir California Pizza Kitchen restoranı bulduk. Bu yine bir lokanta zinciri ve Long Beach ve Los Angeles civarında bir sürü şubesi var. Yemekleri oldukça güzel ve oldukça geç saate kadar açıklar, servis de genellikle çok iyi.

Karnımızı iyice doyurup gezimize devam edebilecek duruma geldiğimizde Hollywood Bulvarı'na çıktık.


Ünlülerin Yıldızları

Hollywood Ünlüler Yolu aslında Hollywood Bulvarı üzerinde(yolun her iki tarafını da kullanan) 3.5 mil kadar uzunluğunda bir kaldırım ve aktörlere, aktrislere, yönetmenlere ve film endüstrisinin çeşitli üyelerine, hatta film kahramanlarına adanan 2000 kadar yıldıza ev sahipliği yapıyor.

Bulvar'ın her iki yanında da yürüyüp yıldızların çoğunu gördük. İsimlerin yarısından fazlasını tanımıyorum, çünkü bir çoğu sanayinin içinde tanınan ama dışarıda pek tanınmayan sinema emekçileri.

Balmumu Şekiller

Yıldızları görmek için yürürken Bulvar üzerinde ilginç bir yer gördük. Bu Hollywood Balmumu Müzesi'ydi. Bu müzeyi Amsterdam ve Londra'da gördüğümüz Madame Tussaud'nun Balmumu Müzesi'yle kıyaslamak ilginçti.

Bu müzede daha fazla Hollywood ünlüsü vardı, ama mumyaların kalitesi çok iyi saylmazdı. Heykeller çeşitli filmlerden sahnelerle desteklenmişti, ama şekiller... en azından pek orijinallerine benzemiyordu.

Guinness Dünya Rekorları Müzesi

Kombine bir bilet aldığımız için yolun karşı tarafındaki Holywood Guinness Dünya Rekorları Müzesi'ne de girdik. Bu "müze" Guinness Dünya Rekorları'na bir adanmış bir sergi gibi. Guinness rekorlarıyla ilgili sorular soran ve dünya rekorlarıyla ilgili bilgi veren ekranlar var. Eğer bazı dünya rekorlarının videolarını görmek ilginizi çekiyorsa biraz ilginç sayılabilir.

Virgin Megastore

Hollywood Bulvarı'nda bir de Virgin Megastore şubesi var. Bu orta boy bir şube var ve bir sürü CD, DVD, MP3 aksesuarları ve başka oyunla ilgili aksesuarlar satıyor. Bir sürü dünya şehri hakkında tema CD'leri sattıklarını görmek şaşırtıcıydı.

Scientology tarikatının Hollywood'da güçlü bir varlığı olduğunu görmek kolaydı. Bir sürü mekanları var, örneğin kurucuları
Ron L. Hubbard adına bir Galeri, "Ölüm Endüstrisi: Psikiyatri" adında bir kalıcı müze gibi. Tom Cruise'in bir kaç yıl önce psikiyatriye karşı açtığı savaşı düşününce bu şaşırtıcı değil. Bu aynı zamanda Scientology Kilisesi ve İnsan Hakları Üzerine Vatandaşlar Komisyonu tarafından da doğrulanıyor.

Bulvar üzerinde uzunca bir süre yürüdükten sonra yine 101 ve 710 otoyollarından otelimize geri döndük.

Los Angeles Günlüğü 8-29Mart-Long Beach'te Esrarengiz Cinayetler

Günümüz Long Beach'teki Islands Restaurant'ta geç bir kahvaltı/öğle yemeğiyle başladı. Burası hamburger ağırlıklı yiyecekler sunan bir zincir. Ayrıca çok güzel tatlılar ve benzeri güzel yiyecekler de var. Sonra da GameWorks'te biraz zaman geçirdik, bu sanki biraz alışkanlık yapar gibiydi.

A.B.D.'nde popüler bir eğlence biçimi Yemek Tiyatrosu (Dinner Theater). Bir kaç perdelik bir oyun sırasında sunulan bir akşam yemeğinden oluşuyor. Los Angeles'ta bunlardan bir kaç çeşit vardı.

İlk önce şehrin en meşhur yemek tiyatrolarından biri olanThe Dinner Detective şovunda yer ayırtmaya çalıştım, ama bütün biletler tükenmişti. Bunun üzerine tesadüfen Long Beach'te gösterilerini sürdüren bir alternatif buldum. Şovun orijinali bir teknede sunulmak üzere yazılmıştı, ama bu aralar bölgedeki çeşitli otellerde sürüyordu. Gittiğimiz şovun adı "Teknede Mazeret" ve Killer Entertainment adlı bir tiyatro kumpanyası tarafından sunuluyor. Biz gittiğimizde Long Beach'teki Hyatt Regency otelinde sunuluyordu, ama Nisan ayında Hilton'a geçecekti. Oyunda 19. yüzyılda melodram oyunlarıyla ünlü bir tiyatroda geçen olaylar anlatılıyor. Son günlerde iki oyuncusu öldürülen kumpanya zor durumdadır. Bu eksiklerini kapatmak için seyirciden seçtikleri adaylarla mülakat yaparken ... başka cinayetler de işlenir.

Bütün bu olaylar siz antrenizi yerken ya da salatanızı didiklerken gerçekleşiyor. Perde arasında masadan kalkıp etrafta dolaşmanız mümkün ama yeni perde başlarken masanıza dönmeniz gerekiyor. Oyunun bir konusu var, ama epeyce de doğaçlamaya dayanıyor (seyrederken Fox TV televizyonunun doğaçlama tiyatro programı Anında Görüntü Şov'u anımsadım). Oyuncular konukların isimlerini (ve bazı temel özelliklerini) oyundan önce öğreniyorlar ve oyun sırasında herhangi birine laf atabiliyorlar ya da oyunun repliklerine dahil edebiliyorlar. Oyun sırasında ayrıca seyirciden yardım da isteyebiliyorlar, böylece oyun neredeyse interaktif oluyor. Diyaloglar son derece akıllıca, belki biraz eski moda (zamanın 19. yüzyıl olduğunu unutmayalım) ve bir sürü kelime oyunu var. Esprilerin bir kısmı sessiz sinema döneminde olduğu gibi oyunun "kötü" kişisinin abartılı bir tavırla ve kötü olduğunu vurgulayan vücut diliyle sahneye girdiği zaman yuhalanması gibi eski tiyatro davranışlarına dayalı. Seyirciden de bu tür şeyler olduğunda daha önce öğretildiği gibi davranması isteniyor, tabii bunun tam yapılmaması ya da yapılamaması da espri konusu olabiliyor.

Eksik oyuncular için "seçmeler" seyirciler arasından yapılıyor ve belki de oyunun en komik kısmını oluşturuyor. Seyircilerden birisi kendini o kadar kaptırdı ki aynı sahneyi üç kere yineledi, her seferinde gayet estetik olarak ölüyor ve hem oyuncu hem de seyircilerden büyük alkış alıyordu.

Tabii ki bu tür oyunlarda olmazsa olmaz olan Fransız'larla dalga geçmek, seyirciyle birlikte bir sürü garip şarkı söylemek ve epeyce eğlenmek. Oyunun sonunda seyirciler katilin kim olduğunu ve neden cinayetleri işlediğini tahmin ediyorlar. En iyi tahminde bulunana bir hediye veriliyor, yakın skorlara da teselli ikramiyesi var. En saçma açıklamayı yapanlar da ortaya çıkarılıyor ve biraz dalga geçiliyor. Küçük oğlum katili bildi ve küçük bir hediye kazandı, dolayısıyla son derece mutluydu.

Oyuncular son derece naziktiler. Şovdan sonra her seyirciye tek tek veda ettiler ve fotoğraf çektirme isteklerini de geri çevirmediler.

Dinner Detective hakkında oldukça pozitif eleştiriler okumuştum. O şovun farkı, masanızdaki kişilerin bazılarının da aslında oyuncu olabilmesi ve konuşmaları ya da hareketleriyle sizi yanlış yöne yöneltmeye çalışmaları.

Bu eğlence türü bütünüyle ele alındığınnda oldukça zevkli görünüyor. belki bir kereden fazla gitmek zor olabilir, ama oldukça iyi bir zaman geçireceğiniz kesin.

Los Angeles Günlüğü 7-28Mart-Costa Mesa'da Alışveriş

Universal Stüdyoları'nda yoğun bir gün geçirdikten sonra sıra biraz dinlenmek ve alışveriş yapmaktaydı. Bu sefer daha şık, klas bir alışveriş merkezi aradık ve İnternet'ten arayarak Costa Mesa'daki South Coast Plaza alışveriş merkezini bulduk.

Buraya gitmek için I-710 üzerinden kuzeye gitmek, sonra da San Diego yönünde I-405 otoyolunu almak, sonra Bristol Street çıkışından giderek Long Beach'in yaklaşık 27 mil doğusundaki merkeze ulaşmak gerekiyordu. Biraz uzak olmasına ve bu yolculukta artık alıştığımız gibi yoğun trafik olmasına rağmen yine de burayı görmeye değdi.

Bu alışveriş merkezinde Benetton, Chanel, Guess, Armani gibi lüks markaların mağazaları, onun yanısıra daha alışık olduğumuz Banana Republic, Lacoste gibi mağazalar var. Alışveriş merkezi son derece temiz ve müşteri kitlesi diğer alışveriş merkezlerinde gördüklerimizden farklı gibi. Hemen yakınında lüks bir otel var ve mimarlar otelden alışveriş merkezine otoyolun üzerinden geçerek giden bir yaya geçidi köprüsü tasarlamışlar. Alışveriş merkezinde ayrıca bir başka yaya köprüsünden geçilerek ulaşılan bir uzantı var ve burada Apple ve Borders gibi tekstil dışında başka özel mağazalar yer alıyor.

Bu alışveriş merkezine gidişimiz Kaliforniya'daki değişik kalitedeki alışveriş olasılıklarını anlamak açısından çok yararlı oldu. Her zamanki gibi gün boyunca yaptığımız bütün yürümeler biraz yorucu olduğundan akşamı Shoreline Village'daki Outback Steakhouse'ta sakin bir aksam yemeğiyle noktaladık. Bu uluslararası bir lokanta zinciri ve Avustralya teması işliyor. Kanguru gibi fantazi bir şey yemedik, sadece normal biftek ve tavuk gibi şeyler ısmarladık. Yemekler iyiydi, ama sıradışı ya da çok özel bir şey görmedik.

03 Mayıs 2008 Cumartesi

Los Angeles Günlüğü 6-27Mart-Universal Stüdyoları

Bir kaç gün umursamamazlıktan geldikten sonra sonunda direnmeyi bırakıp bir eğlence parkına gitmeye karar verdik. Bu tabii ki Los Angeles'a yapılan bir gezinin zorunlu parçası, hele ki çocuklarınızla birlikteyseniz. Disney parklarına gidip gitmemeyi düşündükten sonra Universal Stüdyoları'nda karar kıldık.

Florida'daki Universal Stüdyoları'na 8 yıl kadar önce gitmiştik ve çok beğenmiştik. Bu park aslında iki parktan oluşmuştu ve biz ikincisini (Islands of Adventure) daha çok beğenmiştik.

Los Angeles'taki Universal Stüdyoları tek bir parktan oluşuyor. Tabii ki gerçek stüdyolar da aynı alanda, belki bu yüzden eğlence parkı kısmı çok büyük tutulmamış. Long Beach'teki otelimizden parka gitmemiz bir saate yakın sürdü, önce 710 numaralı otoyol üzerinde kamyonlarla beraber uzun bir yolculuk, sonra 5 numaralı otoyol üzerinde kısa bir geçiş ve sonunda da 101 numaralı Los Angeles otoyolunda şehrin büyük kısmını (dışarıdan) geçerek stüdyolara erişmek.

Ben en çok 710 üzerindeki çok sayıda kamyondan rahatsız oldum, ama bu yola "kamyon yolu" deniliyor ve her zaman kamyonlarla dolu oluyor. 30 millik bu mesafe özellikle şehre yaklaştıktan sonra çok yavaş ilerleyebilmemiz nedeniyle bir saati buldu.

Stüdyolara ulaştığımızda girişin hemen içinde bir park yeri bulup arabayı park ettik. Daha sonra istersek yokuşu çıkıp biraz daha yüksek ücret ödeyerek tercihli otoparklardan birine girebileceğimizi öğrendik, ama bu sorun değildi, çünkü aşağıdaki otoparktan yukarıya çıkan uzun ve komik tramvay tarzı arabalar vardı ve parkın giriş gişelerine kadar sizi götürüyordu.

Yukarı çıktığımızda Universal CityWalk bölgesine geldik. Burası oldukça şık mağazaların, sinemaların ve restoranların toplu halde bulunduğu bir cadde, parka girmeden önce ya da çıktıktan sonra ziyaret edilip vakit geçirilebilecek bir yer. Bir sürü marka mağazasının yanısıra akşamları sosyalleşmek için gidilebilecek lokantalar ve barlar da var.

Parkın girişinde bir promosyon vardı. Bir günlük giriş ücretiyle 2008 sonuna kadar sınırsız giriş sağlıyordu. Normal Yıllık Bilet daha esnek, satın aldığınız tarihten itibaren bir yıl giriş sağlıyor, ama bu da iyiydi.

Hollywood'da olduğunuzu ilk hatırlatan şey sinema endüstrisi ve ünlülerle ilgili bir sürü şov olması. Biz parka girdiğimizde bir Marilyn Monroe benzeri eski bir araba üzerinde Marilyn şarkıları söylüyor, dansçı kızlar da ona eşlik ediyordu. Sahnedeki ilanlar Blues Brothers şovuyla ilgilydi, ve daha sonra o şovu da seyredecektik.

İlk girdiğimiz şov Stüdyo Turu'ydu. Bu tur yavaş hareket eden otobüs tarzı arabalarla stüdyoların bulunduğu alanda yapılıyor, üretim yapılan stğdyoların da arasından geçiyor. Arada da bazı basit şovlar yer alıyor.

Bu şovların arasında King Kong ile kısa bir macera, Orlando'da gördüğümüz deprem şovunun kısa bir versiyonu , Fast and the Furious filmlerinin Japonya'da geçen üçüncüsü ve Revenge of the Mummy (The Mummy Returns filminden) şovundan kısa bir kesit ve bir sürü böcek.....vardı.

Filmlerde kullanılan ünlü arabalardan bir kesit gördük, özellikle sinema arabalarına meraklıların ilgisini çekecek bir koleksiyon.

Dünyalar Savaşı filmindeki uçak kazası sahnesinin canlandırıldığı alan da oldukça ilginçti. Rehberimiz bu kazayı gerçekçi olarak gösterebilmek için eski bir Boeing 747 satın alıp parçaladıklarını anlattı.

Turun geri kalan kısmı rehberimizin (bazen de televizyon ekranında Whoopy Goldberg'in) geçtiğimiz bölgelerle ya da oradaki faaliyetlerle ilgili bilgiler vermesiyle geçti.

Bu tur Orlando'da 2000 yılında gittiğimiz MGM Stüdyoları turuna göre çok daha basitti. Yine de Universal Stüdyoları'nın nasıl çalıştığı konusunda bize bir fikir veriyordu, bir de büyük ilgiyle izlenen aksiyon filmlerinin çoğunu o stüyolarda yaptıklarını da anımsatıyordu.

Dehşet Evi'nin yanından geçtik, oldukça korkunç görünüyordu. Fear Factor:Live şovunu izlemeyi düşündük, ama şov saatini kaçırdık ve daha sonraki bir şov zamanını beklemek zorunda kaldık. Bu arada zaman kazanmak için Terminator 2:3D şovunu izledik. Bu canlı aktörlerin seyirciyi şova hazırlaması ve özel plastik gözlüklerle seyredilen (Arnold Schwarzenegger'in oynadığı) üç boyutlu filmlerden oluşan bir şov. Bu şov sekiz sene önce Orlando'da gördüğümle hemen hemen aynıydı, yani tekonolojik bir ilerleme yoktu. Biraz kısaydı sanırım.

Bahsedilmesi gereken bir şey, parkın iki düzeyden oluştuğu. Üstteki düzeyden alttakine 3-4 ayrı yürüyen merdivenle ulaşılabiliyor. Bu epeyce zaman alıyor, özellikle de merdivenlerin kalabalık olduğu zamanlarda. Şovları parktaki yerine göre gruplayarak sırayla gitmek zaman kazanmak için iyi bir fikir olabilir.

Fear Factor şovunu beklerken, Jurassic Park'a girdik. Bu Orlando'daki örneğinin son derece kısaltılmış bir versiyonuydu ve büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. Sanki birisi bu şovun bir özetini çıkarmak istemiş ve çoğunu atmıştı. Şovun sürprizini bozmak istemem ama Orlando'dakinin seviyesine yanaşamadığı kesin.

En sounda büyük bir oditoryumda sunulan Fear Factor:Live şovuna girdik. Bu şov yarışmacıların son derece tehlikeli görevleri yerine getirdikleri, ama aynı zamanda aklınıza gelen en iğrenç canlıları (örneğin kurtçuklar, domuz bağırsakları, canlı böcekler ve sayılamayacak başka ucubeler) yedikleri televizyon şovunun canlı bir versiyonu. Orijinal şovda ödül 50,000 dolar civarında. Buradaki şovda ise parka gelen ziyaretçiler arasında başvuranlar mülakattan geçiyor ve üç oyunu kazanarak birinci olmaya çalışıyorlar.

Bu günün sürpriziydi, çünkü interaktifti ve gösteriler gerçekti (tabii TV şovundakilere oranla daha basitlerdi) ç Sunucular son derece profesyoneldi ve seyirciyi şova hazırlamayı son derece iyi beceriyorlardı.

Dışarıya çıkarken Blues Brothers şovunu sahne üzerinde görme şansımız oldu. Tabii ki bunlar asılları değil, taklitleriydi.

Stüdyodaki bu ilk günümüzde doğal olarak bütün aktivitelere katılamamıştık, dolayısıyla bir sonraki hafta yeniden gelmeye karar verdik.

Universal'den geç dönüş akşam yemeği yiyecek bir yer bulmaya çalışmamız gerektiğini gösteriyordu. Tabii yine kolay olanı seçip 24 saat açık olan Denny's'e gittik. Belki çok ahım şahım bir yer değildi, ama kimse şikayet etmedi.

14 Nisan 2008 Pazartesi

Los Angeles Günlüğü 5-26Mart-Long Beach'te bir gün

Los Angeles'taki Bilim Merkezi'nde geçirdiğimiz günden sonra Long Beach'te kalarak daha az yoğun bir gün geçirmeye karar verdik. Denny's restoranındaki kahvaltıdan sonra büyükçe bir alana yayılmış the Pike eğlence ve restoran kompleksine gidip bir kaç ilginç yer keşfettik.

Bu bölge henüz gelişme aşamasındaydı, çünkü bir sürü boş dükkan gördük. Yine de gelecek için umut vaat ediyor. Shoreline Village marinasına üstten bir yaya köprüsünü kullanarak geçilebiliyor. Bu nedenle akşamları ya da hafta sonu daha da ilginç bir yer oluyor.

GameWorks

İlk gittiğimiz yer GameWorks eğlence merkeziydi. Amerika'nın bir çok yerinde (hatta Meksika ve Dominik Cumhuriyeti'nde) şubeleri olan bir oyun merkezi. Aynı zamanda bowling ve yemek yenebilen bir ızgara lokantası da var (grill). Oyunlar için jeton yerine programlanabilen akıllı kartlar kullanılabiliyor, böylece sadece kartları geçirerek oyunları kolayca oynama şansı var. Oyun makinelerinin sayısı yeterli, ama pek yeni bir oyun göremedim, daha çok bu tür salonların standart oyunları olan Time Crisis, House of the Dead, Jurassic Park gibi oyunlar var.

Önce orta karar bowling salonunda kısa bir seans yaptıktan sonra oyunları denedik.

Borders

A.B.D'de sevdiğim bir kaç kitapçı zinciri var. Borders bunlardan biri, ama ben genelde Doğu Yakası'na sık seyahatlerimde Barnes and Noble ya da Waldenbooks'u tercih ediyordum. Bu sehayatim sırasında Borders'ın aynı zamanda Waldenbooks zincirini de yönettiğini öğrendim. Bu arada Waldenbooks Amazon ile işbirliği içinde, yani waldenbooks.com sitesini aradığınızda sizi Amazon.com sitesine yönlendiriyor (Bu büyük olasılıkla Amazon ile anlaşarak bütün Internet satışlarını onlar üzerinden yaptıklarını gösteriyor. Bence akıllı bir seçim).

Long Beach'teki Borders oldukça büyük ve güzel bir kitapçı, içinde de bir kafe var (Seattle's Best Coffee, Starbucks'ın rakiplerinden biri). Oturup kitap okuyabileceğiniz bölümler var, tabii ki kafede de oturup kitabınızı okuyabiliyorsunuz.

Kitapçıda epeyce uzun bir zaman geçirdik, tabii ki yeni kitap gereksinimimizi de karşılamış olduk, sonra da dinlenmek ve bir sonraki güne hazırlanmak için otelin yolunu tuttuk.

30 Mart 2008 Pazar

Los Angeles Günlüğü 4-25 Mart-Kaliforniya Bilim Müzesi, GameWorks

Bilimin ayak izlerinde....

Dördüncü günümüzde Los Angeles'in güneyinde, şehre yakın bir yerde kurulmuş Kaliforniya Bilim Merkezi'ni ziyaret etmeye karar verdik. Güne yine Denny's restoranında kahvaltıyla başladık.

Bilim müzelerini ya da merkezlerini ziyaret etmek her zaman hoşuma gitmiştir. Aklımda en iyi kalan Boston'daki Bilim Müzesi. Burayı 1991'de ziyaret etmiştim ve o zaman iki yaşında olan oğlumun son derece hoşuna gitmişti bu gezi. Eğlenceli bir tam gün geçirmiştik.

Amsterdam'daki Nemo son derece çekici bir bilim merkezi. Oraya bir kaç kez gittik ve her seferinde de yapacak çok şey bulduk.

Geçmiş deneyimlerin ışığında Long Beach'ten Los Angeles'a merkezi ziyaret etmek için arabayı sürerken beklentilerim yüksekti. Trafik oldukça kötüydü, önce I-710, sonra I-405, sonra da I-110 otoyollarını geçmek gerekiyordu. Otelimizden merkeze olan uzaklık sadece 20 mil (32 km.) olduğu halde bir saat kadar sürdü gideceğimiz yere varmamız.

Merkezin de içinde bulunduğu bölgede bir çok bina var. Bunlar arasında Afrikalı-Amerikalı Müzesi, Havacılık ve Uzay Sergisi ve Merkez'in daimi sergilerinin de olduğu ana binası sayılabilir.

Ana bina herkese açık ve ücretsiz daimi sergileri içeriyor. Ancak arada bir özel - ve ücretsiz - sergiler de olabiliyor. Ayrıca üç boyutlu IMAX filmleri gösteren bir de sinema var.

Body Worlds 3 Alman bilim adamı Gunther von Hagens tarafından hazırlanan oldukça tartışma yaratıcı bir sergi. Plastinasyon, adını verdiüi bir teknik geliştirmiş. Bu teknik temelde vücut sıvı ve yumuşak dokularının vakumla vücuttan çekilmesine ve bunların plasikle değiştirilmesine dayalı. Bu sayede çürüme korkusu olmadan vücutların ve organların orijinal haliyle saklanması mümkün oluyor. Bu yöntemin son derece tartışmalı olduğu nokta gerçek insan vücütları kullanması. (Tutucu Hrıstiyanların bu sergisi halen keşfetmemiş olmaları ilginç, normalde kök hücre araştırmalarına ya da insan emriyolarının araştırmalarda kullanılmalarına bile son derece karşılar. Tabii buranın Kaliforniya olduğunu ve Cumhuriyetçi vali Arnold Schwarzenegger'in parti arkadaşlarının tersine bu tür araştırmaları desteklediğini unutmamamak gerekir). Bu tartışılır fikrin uygulanması sırasında serginin vücutları artistik - sıkça da yarı erotik - pozlarda kullanması da her ne kadar belirli bir vücüt fonksiyonunu ya da kasların çalışmasını ön plana çıkarmak amacıyla da yapılsa garipsenebilecek ve etik olarak tartışılabilecek bir durum.

Serginin bir kaç odasını gezdikten sonra bütün bu - neredeyse gerçek- vücutları gömek insana fazla geliyor, her ne kadar büyük bir bilimsel değeri olduğu iddia edilse de. Bence vücut konusunda eğitim animasyon ya da özel efektler kullanılarak elde edilebilir. Gerçekten de bütün organları çıkarılmış bir vücudun tepesine çıkarılan organları bir küme halinde dizmek (Afrikalı bir kadınn kafasında su testisi taşıması gibi örneğin) ne kadar anlamlı olabilir?

Sergide fotoğraf çekilmesinin, hatta kağıt üzerine eskiz yapılmasının bile yasak olmasının bir nedeni tutucu çevrelerin sergi görüntülerini görüp tepkide bulunmalarının önlenmesi olabilir.

Daha sonra aynı binadaki bazı daimi sergileri gezmeye gittik. Bu sergilerdeki ayrıntı düzeyi - etkileşimli ekranlar olmasına karşın - beni hayal kırıklığına uğrattı doğrusu. Havacılık ve Uzay sergisinde de pek ilginç bir şey yoktu. Varolan etkileşimli deneyler son derece basit ve küçük bir yaş aralığına hitap ediyordu.

Merkezi ziyaret etmeyi düşünenlere bu kamu kuruluşuna zaman harcamamalarını önerebilirim. Belki de serginin düşük kalitesi girişin bedava olmasıyla ilgili olabilir. Yine de bu benim bu merkeze son derece düşük bir not vermemi engellemiyor.

GameWorks

Hayal kırıklığımızı dengelemek için Long Beach'teki GameWorks eğlence merkezine gittik. Bu eğlence merkezi zinciri Amerika'nın bir çok yerinde - ayrıca Meksika ve Dominik Cumhuriyeti'nde de faaliyet gösteriyor. Bir sürü video oyunu, bir bovling salonu ve yiyecek var. Video oyunlarını bir akıllı kart aracılığıyla daha kolay oynamak mümkün, tek yapacağınız kartı oyun makinesinin okuyucusundan geçirmek. Böylece jeton ya da bozuk para taşıma zorunluluğundan şeylerden kurtulmuş oluyorsunuz. Oyun çeşidi yeterliydi, ama pek yeni bir video oyunu görmedm.

Kısa bir bovling turnuvasından sonra (orta karar bir salonda ama güzel bovling toplarıyla) bazı video oyunlarını denedik.

Akşam yemeği Boston's Gourmet Pizza Restaurant and Sports Bar'daydı. Bar kısmında son derece yüksek sesle çalışan televizyonlar olduğu için restoran kısmını yeğledik. Yemekler iyi, servis tatmin ediciydi.

Yemekten sonra dinlenmek üzere otelin yolunu tuttuk.

26 Mart 2008 Çarşamba

Los Angeles Günlüğü 3-24 Mart-Lakewood'da alışveriş

Long Beach ve çevresinde yorucu bir günden sonra biraz frene basalım dedik. İlk iş güzel bir kahvaltı yapmaktı, bunun için Denny's restoranına gitmeyi seçtik. Bu restoran zinciri benim pek tanıdığım bir zincir değil, ama anlaşılan Amerika'da 1600 kadar, Japonya ve başka ülkelerde de bir kaç yüz restoranı var. Diğer restoran zincirlerinden ayıran özelliği, 24 saat açık olması. Ayrıca günün hemen hemen her saatinde kahvaltı, öğle yemeği ya da akşam yemeği seçenekleri sunabiliyor.

Long Beach Bulvarı üzerindeki Denny's fena değildi, biraz eskimiş belki, ama servis hızlı, yiyecek boldu. Geç kahvaltımızı yaptık ve hepimiz de yiyeceğin kalitesinden memnun kaldık.

Daha sonra yakındaki Lakewood Alışveriş Merkezi'nde alışverişe gittik.

İtiraf edeyim ki Amerika'daki alışveriş (Mall) kültürü benim hoşuma gidiyor. En çekici tarafı istediğiniz zaman gidip vakit geçirebilmek. Eğer benim gibi hemen hemen bütün dükkanların akşamüstü 5'te kapandığı bir ülkede yaşıyorsanız bu anlaşılabilir tabii ki.

Lakewood oldukça tipik bir alışveriş merkeziydi, yine de çevredeki en büyüklerden sayılmaz. Ama Long Beach'teki otelimize yakınlığı nedeniyle onu seçtik. Aslında Pazar günü gitmek istemiştik, ama Paskalya nedeniyle kapalıydı.

Orada epeyce uzun vakit geçirdik ve merkezi oluşturan bir sürü yatay konumlandırılmış bina boyunca yürümek zorunda kaldık. Yakındaki bir Circuit City mağazasına giderek de elektronik ve bilgisayar malzemelerine baktık.

Öğlen ve akşam yemeklerini de alışveriş merkezinde yeyince oldukça sakin bir gün geçirmiş olduk, ama bütün o yürümeler hepimizi çok yormuştu, herkes yatağın yolunu zor buldu....

Los Angeles Günlüğü 2-23 Mart-Long Beach, Queen Mary, Rus denizaltısı, Shoreline Village

Long Beach Limanı- Rus Denizaltısı

Kısa bir kahvaltı ve uçak yolculuğunun etkisinden kurtulmak için biraz kahve içtikten sonra otelin önündeki küçük patikadan yürüyerek Long Beach limanını seyrettik. Manzara gece olduğu gibi gündüz de mükemmeldi.

Şimdilerde bir otel olarak kullanılan ünlü seyahat gemisi Queen Mary'ye gidiyorduk. 1. sınıf bilet seçeneğini kullanarak hem gemiyi, hem de limandaki ünlü Rus denizaltısı Akrep'i gezebilecektik. Star Trek şovunun Long Beach'ten kısa süre önce ayrılmış olması beni üzdü doğrusu.

Rus Denizaltısı "Akrep"
Denizaltı gerçekten ilginçti. Filmlerde bir çok denizaltı görmemize karşın gerçek bir denizaltının son derece sıkışık alanını görmek ve orada yürümeye çalışmak heyecanlı bir deneyimdi. Hiç bir zaman iyi bir denizaltı personeli olamayacağımı biliyorum, çünkü faaliyet gösterebilmek için biraz yere ihtiyacım var.

Denizaltının içinde biraz dolaştıktan sonra ve Rus aksanıyla kötü bir İngilizce'yle yapılan açıklamaları dinledikten sonra Queen Mary'deki rehberli gezimiz için biraz zaman kalmıştı, bu yüzden kendi kendimize gemiyi gezmeye çıktık. Geminin alt güvertelerine indik ve makine dairesini gezdik. Her ne kadar gemide hayaletler olduğu söyleniyorsa da biz görmedik! (Gece yarısından sonra çıkılabilecek bir hayalet turu olduğunu öğrendik).

Queen Mary

Queen Mary İngiltere'nin Southampton limanıyla New York arasında çalışan bir yolcu gemisiydi. 2. Dünya savaşı başladığında asker taşıyan bir gemiye çevrildi savaşa yardım etmek için İngiltere'ye Amerikan askerlerini taşımaya başladı. İlk başta yolculuk başına 5000 asker civarında taşırken savaşın sonlarına doğru kapasitesi 16000 askere çıktı.

Yaklaşık 10000 yatak yerleştirilmişti, eksik olan sayı ise nöbette olanların yerlerine nöbeti bitenlerin yatmasıyla hallediliyordu. New York-Southampton arası yolculuk yaklaşık 5 gün sürüyordu.

Queen Mary oldukça etkileyici bir dizi silahla korunuyordu, yolun belli bir noktasına kadar da diğer askeri gemiler ve uçaklarla korunuyordu. Tüm savaş boyunca gemiye hiç bir düşman gemisi, denizaltısı ya da uçağı yaklaşamadığı gibi herhangi bir zarar da veremedi. Bunun en büyük nedenlerinden biri Queen Mary'nin bir çok araca göre son derece hızlı olmasıydı. (Bu bilgileri sempatik rehberimiz James'in anlatımlarından derledim, James arada bir bizi sınamak konusunda çok istekliydi. Bizim katıldığımız tur 2. Dünya Savaşı ağırlıklıydı, ama başka turlara da katılmak mümkün)

Yaklaşık bir saat süren turdan sonra oturup barda bir şeyler içtik ve canlı caz çalan bir üçlüyü izledik, fena değillerdi. Aslında bize göre barmen daha çok müzisyene benziyordu.

Üst güverteleri de gezdikten sonra turumuz sona erdi. Aslında gemide daha fazla vakit geçirebilirdik, belki de hayalet arama turlarına katılabilirdik, ama biraz yorulmuştuk, o yüzden otele gidip biraz dinlenmeyi tercih ettik.

Shoreline Village

Kısa bir dinlenmeden sonra erken bir akşam yemeği yemek ve çevreyi tanımak için dışarı çıktık. Arabaya atlayıp yakındaki bir merkeze gittik. Shoreline Village adlı bu bölge büyük bir marinanın önünde ve bir sürü restoranı barındırıyor. Kısa bir yürüyüşten sonra Meksika yemeklerinde karar kıldık ve Tequila Jack's restoranına gittik. Burrito, enchilada gibi tipik Meksika yemekleri ve bir sürü et yemeği vardı. Süper sayılmazdı, ama özellikle hafif bir kahvaltıyla geçirilen bir gün sonrasında iyi geldi.

Yerel bir süpermarketten bir şeyler aldıktan sonra Long Beach'teki bu ilk günümüz sona ermişti. Tatile bu yavaş bir başlangıç olmuştu, ama yolculuğun yorgunluğunu atmak ve yavaş yavaş forma girmek için bu gerekliydi.

24 Mart 2008 Pazartesi

Los Angeles Günlüğü 1-22 Mart-Seyahat - Long Beach

Yolculuk

Paskalya tatili nedeniyle Los Angeles civarında bir haftalık bir tatil ayarladım. Bu bölgeye ilk yolculuğumdu. Daha önce A.B.D. Batı Yakası'na iki yolculuğum olmuştu. İlki San Francisco/Santa Clara bölgesine kısa bir iş gezisiydi, diğeriyse Washington eyaletinin Redmond kentine yine kısa bir geziydi. (Bkz. Seattle, Microsoft beyzbol....)

Seyahati ayarlarken 15 kadar değişik İnternet rezervasyon sitesini dolaştım ve en sonunda birden fazla site kullanmam gerekti. Gariptir ama uçak, otel ve kiralık araba için tek bir paket ayarlamaya çalıştığımda toplam seyahat daha pahalıya geliyordu. Sonunda otel ve kiralık arabayı her zaman kullandığım travelnow.com sitesinden, uçağı ise Continental Airlines sitesinden ayarlayarak iyi bir fiyat bulmuş oldum. Toplam fiyatta 500 dolar kadar fark etti bu şekilde. Bu da Internet rezervasyon sitelerinin halen bazı yazılım problemleri olduğunu gösteren bir örnek olsa gerek.

Uçuş

Amsterdam'dan kalkan Continental Airlines uçuşu Boeing 767 ile yapılıyordu. Bir saat gecikmeli kalktığımız halde zamanında Houston'a indik, yani yolculuk 11 yerine 10 saat sürdü. Houston'da (George Bush havaalanı - bu baba Bush oluyor tabii) güvenlik, pasaport kontrolü ve bagaj alma dahil yarım saatten kısa bir sürede işlemleri hallederek bir tür rekor kırdık. Benim seyahatlerimde genellikle Washington'da bir saat, Atlanta'da iki saate yakın süren bu işlemlerin burada bu kadar kısa sürmesi sanırım yabancı ve Amerikalı'lara ayrılan geçiş noktalarının fiziksel olarak ayrılması ve yeterince görevli olmasına dayanıyor. Houston ile Los Angeles arası Boeing 737 uçağıyla bir saat onbeş dakika sürdü.

Los Angeles'a indiğimizde kiralık arabamız hazırdı. Bu sefer rezervasyonu Fox diye pek bilinmeyen bir kiralama şirketinden yapmıştım. Bir üst kategoride bir araba almak istediğimde pek bir seçenek sunamadılar, büyük şirketlerin avantajı alternatif sunabilmeleri olmalı. Ayırdıkları araba bir Chrysler Jeep'ti (Cherokee değil, normal bir SUV) ve bizi ve bagajlarımızı ancak alabilecek kadardı.

Long Beach

Oteli Los Angeles havaalanına 22 mil (35 km.) mesafede, Long Beach kentinde ayarlamıştık. Otele ulaşmamız biraz Cumartesi trafiğinden, biraz da bir iki kere yolu şaşırmamdan dolayı 45 dakika kadar sürdü.

Long Beach Coast Hotel internet sitesinde gerçekten cazip görünüyordu, ama belli olmuyordu bazen bu tür şeyler. Long Beach limanına bakan ve balkonlu bir oda ayırtmıştık. Manzara gerçekten harikaydı. Liman gece ışıklandırmalarıyla gerçekten güzel görünüyordu.

Yolculuk (evden çıkışımızdan itibaren 22 saat kadar sürmüştü) bizi müthiş yormuştu, hızlı bir akşam yemeğinden sonra herkes yatağı zor buldu.

22 Ekim 2007 Pazartesi

Ölüdeniz - Yeniden

İlk gidiş

Ölüdeniz'e ilk kez gittiğimde yıl 1982'ydi. Üniversite henüz bitmişti ve yaz tatilinde arkadaşlarımla geziye çıkarak kendimizi ödüllendirecektik.

Güle oynaya, şarkılar söyleyerek geçirdiğimiz uzun bir otobüs yolculuğundan sonra Ölüdeniz'e varmıştık. Şu anda aklımda fazla bir şey kalmamış, ama denizin inanılmaz güzelliğini, metrelerce derinde görünen balıkları, tekneden atlayarak serinlediğimiz tertemiz suyu ve güzel akşamları hatırlıyorum. Küçük bir pansiyon otelde kalmıştık o zaman, öğrenci bütçemiz o kadarına yetiyordu.

Nedense aradan geçen yıllar içinde bir türlü oraya dönmek fırsat olmadı. Genelde tatillerde hep Antalya tarafına gittim ve 25 yıl boyunca Fethiye - Ölüdeniz bölgesine yolum düşmedi.

Gezi ayarlama

Bu yaz tatili için Internet'ten uzun süre araştırma yaptıktan sonra Ölüdeniz'de karar kıldık. Internet'ten rezervasyon yaparken uzun zamandan beri kullandığım Amerika ve Avrupa kökenli rezervasyon siteleri yerine Türkiye'deki siteleri kullanmaya karar verdim. Bir kaç tanesini denedikten sonra gezisitesi.com'da karar kıldım. Oldukça kullanımı kolay bir site, bir de seçtiğiniz tatile göre anında indirim yapıyor ve indirimi de aynı anda kullandırabiliyor (bazı başka sitelerde olduğu gibi bir sonraki rezervasyonda kullanma zorunluluğu yok).

Bir kaç yıldır daha tembel işi tatiller yaptığımız için bu kez biraz daha maceralı olsun istedik. Ölüdeniz'de çok faaliyet olması işimizi kolaylaştırdı, ama bir haftanın her gününü bir ya da bir kaç faaliyet olacak şekilde doldurmayı gözümüz kesmedi. Bu yüzden nisbeten daha basit bir tesiste kalıp bir kaç günü faaliyetle geçirmeye karar verdik.

Ulaşım

Otobüs yolculuğu bize çok uzun geldiğinden ulaşım için THY'nin İstanbul-Dalaman uçuşunu kullandık. Biletimizi biraz geç aldığımız için maksimum tarife ödemek zorunda kaldık. Her ne kadar Pegasus gibi bir kaç şirketin de uçuşları olsa bile bunlar genelde haftanın belli günleri ve akşam 8 gibi tesislere girmek için çok uygun olmayan zamanlara konmuş, dolayısıyla THY dışındaki alternatifler pek esneklik sağlamıyor.

Dalaman havaalanından otelin gönderdiği taşıtla Ölüdeniz'e giderken yolun ne kadar kısalmış olduğu dikkatimi çekti. Aradaki dolambaçlı yolu yeni açılan Göcek Tüneli sayesinde müthiş kısaltmışlar. Gerçi yap-işlet-devret modeliyle yapıldığı için paralı ama gerçekten çok kolaylaştırıyor.

Otel seçimi

Bir kaç tesisi inceledikten sonra fiyatı ve yerinin iyiliği dolayısıyla Ölüdeniz Resort Hotel'de karar kıldık.

Otel meşhur Belcekız Plajı'nın hemen yanında. Bu plaj halka açık olduğu için çok popüler. Kilometrelerce süren kumsalı bütün Ölüdeniz sahili boyunca uzanıyor. Birden derinleşen denizden gelen dalgalar sahilde mini tsunamiler oluşturuyor. Kumsal minik çakıltaşlarıyla kaplı ve bazen yürümek zor olabiliyor.

Otel maalesef beklentilerimizin çok dışında kötü çıktı. Ultra her şey dahil sistemi uyguladığını iddia ediyor, ama yemek saatleri dışındaki alternatifler son derece kısıtlı ve her gün bu ek ikramlar yapılmıyor. Personel son derece kötü davranıyor, özellikle Türk turistlere bu muamelenin yapıldığını düşünüyorum. Ayrıca otelin havuzu çok küçük, animasyon kalitesi son derece vasat ve pek bir faaliyet de yok. Bir hafta kaldığımız halde kimse bize otelin aslında servisle gidilen ve sahilin öte tarafında yer alan özel bir plajı olduğunu söyleme zahmetinde bulunmadı bile. Tam döneceğimiz gün bu olanağı öğrendik. Yani başka bir yer aramanızı tavsiye ediyorum.

Tabii ki Ölüdeniz daha çok İngiliz turistlerin ilgi gösterdiği bir yer haline gelmiş son yıllarda. Dükkanların hepsi onlara yönelik hizmetler sunuyor, hatta bazılarının sahipleri de İngiliz. Bir çoğu da bölgenin tercih edilme nedenlerinin başında gelen Yamaç Paraşütü faaliyeti için geliyor. Bir kaç değişik şirket bu hizmeti veriyor. Doğrusu biz cesaret edemedik ama anladığım kadarıyla Babadağ'dan paraşütle atlayıp yarım saat kadar sonra Belcekız plajına iniyorsunuz. Atlayan birinin videosunu seyrettik, oldukça heyecanlı görünüyordu. (Daha sonra yolun yarısından sonra midesinin bulandığını ve çıkardığını itiraf etti)

Tekne Turu

Biz daha zararsız görünen tekne turunu seçtik. Belcekız'dan başlayıp yakındaki çeşitli koyları ziyaret ederek hemen hemen bütün günü geçirebileceğiniz turlar var. Bizim çıktığımız gün aşırı rüzgar olduğundan esas gitmek istediğimiz Kelebekler Vadisi'ne gidemedik, çünkü teknenin açık denizden gitmesi gerekiyordu ve aşırı dalga vardı. Ama yine de yakın koylara, buz gibi su kaynaklarına götüren bu gezi oldukça ilginçti. Bu keyfi bozabilecek bir şey, gezi boyunca peşinize takılan ve her gittiğiniz yerde nasıl olduysa karşınıza çıkan küçük tekneler. Bu teknelerde gözleme, dondurma vs. gibi şeyler satan satıcılardan bıkkınlık geliyor. Durduğunuz bazı koylarda da jet ski ya da bir kaç kişinin binebildiği benzeri deniz araçlarına binmek isteyenler için girişimci vatandaşlar bunları hazır ediyor. Tekne seçerken yemeğin dahil olduğu bir tur seçerseniz iyi olabilir. Yemekler genelde iyi, tabii deniz tutmuyorsa!
Jeep Safari

Katılabileceğiniz bir başka ilginç faaliyet Jeep Safari. Safari kısmına fazla takılmayın, gerçek safarilerle tek benzer yanı jiple çıkılıyor olması. Jipler oldukça eski, hatta döküntü denebilir. Genelde İngiliz turistlerle dolu üstü açık jiplerle çıkıyorsunuz. Bütün tolculuk boyu suyla ilgili olaylar ve şakalar yapıldığı için sırılsıklam olmayı göze almanız gerekiyor, yani sıcak havada gitmekte yarar var.

Bir süre ana yoldan gittikten sonra ayrılıp köy yollarına giriyorsunuz. Her şirketin turu farklı, ama genelde bir kaç yere gidiyorlar: Tlos antik kenti, Saklıkent, çamur banyosu ve Patara plajı.

Tlos yöredeki antik bir kent, ama yalnızca uzaktan bakıyorsunuz, çünkü yoldan uzakta bir dağın üstüne işlenmiş bina duvarları ve mağaralar var. (Belki de zamanın kısalığından dolayı öyle)
Bizim için gezinin en ilginç tarafı Saklıkent ziyaretiydi. Avrupa'nın en uzun 2., Türkiye'nin ise en uzun kanyonu olan bu 20 km. uzunluğundaki doğa harikası gerçekten harika bir yer. İlk girişte geçtiğiniz inanılmaz derecede soğuk sudan ilerlerken bacaklarınız uyuşuyor ve bir çok kişi sudan geçmek için yardım bekliyor.
Zamanımız az olduğu için kanyonun içine ancak bir kaç yüz metre ilerleyebildik. Daha ileride kanyonun genişliği bir kaç santimetreye kadar iniyormuş.

Safarinin sonuna doğru bir şifalı çamur banyosu vardı. Oldukça eğlenceli geçen bu bölümden sonra meşhur Patara Plajı'na gittik. Son derece güzel kumuyla ünlü bu sahil o gün hava çok rüzgarlı olduğundan çok iyi bir durumda değildi ve az kalmak zorunda kaldık. Tabii ki bu durumda caretta caretta'larla ilgili herhangi bir iz de arayamadık.

Bu kısa tatilin sonunda güzel anılarla İstanbul'a dönerken Ölüdeniz ile ilgili gelecek tatil planlarına şimdiden başlamıştık.....

13 Temmuz 2006 Perşembe

Seattle, Microsoft, Beyzbol vs.


Nisan ayında Amerika'nın Batı yakasına ikinci seyahatimde Amsterdam'dan Seattle'a KLM ile doğrudan uçtum. Yolculuk yaklaşık 10 saat kadar sürdü. Zamanın geçtiğinin çok fazla farkında olmamamın tek nedeni, yeni Airbus 330'lardan olan uçakta her koltuğun arkasına monte edilmiş kişisel video sisteminin olmasıydı - hem de ekonomi sınıfında bile. İlginç bir nokta, yolculuğun yedinci saatine doğru ekranımdaki görüntünün kaybolup yerine bir Linux hata mesajı çıkması, ve sonra sistemin yeniden başlamasıydı. Yani her ekran aslında bağımsız bir Linux bilgisayarıydı. Bu nedenle her yolcu kendi ekranında istediği filmi (yaklaşık 50-60 film arasından) seçebiliyor, ayrıca bazı oyunlar da koymuşlar.Seattle hem Boeing hem de Microsoft şirketlerinin genel merkezlerinin olduğu bir şehir. Bu, Amsterdam'dan oraya neden doğrudan uçuş olduğunu da açıklıyor. Amsterdam her iki şirket için de önemli bir Avrupa merkezi.
Şehrin yeşilliği doğrusu beni şaşırttı. Çok uzakta olmasına rağmen Rainier Dağı şehrin üzerine hayranlık uyandırıcı bir şekilde uzanıyordu sanki. Anladığım kadarıyla bu halen aktif olan bir yanardağ. Çok küçük de olsa patlama tehlikesi insanı bir an için de olsa ürpertiyor. Şehre zarar verebilecek kadar da yakın görünüyor aslında.

Toplantımdan önce Pazar günüm boştu, arkadaşlarımdan biri bir beyzbol maçına gitmeyi önerdi. Beyzboldan zerre kadar anlamama rağmen kabul ettim, oyunun kurallarını öğrenme fikri de cazip geldi. Seattle'in takımı Seattle Mariners. Amerikan Ligi'nin Batı Bölgesi'nde oynuyorlar. (Bir de Ulusal Lig var. Amerikalı arkadaşım farklı ticari organizasyonlardan dolayı birbirinden bağımsız iki lig olduğunu anlattı) Mariners'in ligin iyi takımlarından olmadığını keşfettim, ama taraftarları pek öyle düşünmüyorlardı.

Mariners'in stadı SAFECO sahasına erkenden geldik. Atmosfer oldukça iyiydi, güneş az da olsa parlıyordu. Taraftarların maça bütün aileleriyle birlikte nasıl hevesle gittklerini görmek beni şaşırttı doğrusu. Beyzbolün Amerika'da niye bu kadar popüler olduğunu anlamak zor değil. Çok acele oynanmayan bir oyun, sık sık duruyor, dolayısıyla herkes gidip yiyecek ya da içeceklerini yenileyebiliyor. Mariners Detroit Tigers'a karşı oynuyordu. Kısa zamanda iki Japon oyuncuları olduğunu öğrendim. Japonya beyzbolde bayağı ilerlemiş ve Amerikan takımlarına bir kaç iyi oyuncu vermiş bile. Bu da Seattle için iyi bir şey, çünkü şehirde büyük bir Asya kökenli grup var. Stadda Japon bir turist bir kaç kişiye rica edip kendisinin resmini çekmelerini istedi, çünkü en sevdiği Japon oyuncudaydı sıra. Oyun devam ederken arkadaşım kuralları biraz açıkladı. Major League Baseball Association (MLB) beyzbol resmi kurallarını açıklayan çok iyi bir Web sitesi hazırlamış, siteyi burada bulabilirsiniz.

Maalesef seyrettiğim oyun çok ilginç değildi. Atıcılar (Pitchers) sürekli vurucuları oyundan çıkarıyordu ve ilk 5 bölümde pek bir şey olmadı. Detroit kolay bir "Home Run" ile sayıları topladı. Mariners daha sonra yetişmeye çalıştı, ama bu işe yaramadı.


Oyundan sonra stadyumdan çıkarken Seattle'ın ünlü Pike'ın Pazarı'nda açılan ilk Starbucks

dükkanının önünden geçtik. Binanın üstündeki plakette 1914 yazıyordu, ama bu sanırım binanın inşaat yılı olsa gerek.

Seattle'ın simgesi olarak bilinen Uzay İğnesi'ni uzaktan gördüm. Biraz Ankara'nın Atakulesi'ni andıran güzel bir Gözleme Kulesi. Bu seyahat sırasında kuleye gitmeye zamanım olmadı.

Bölgedeki önemli şehirlerden biri, Microsoft'un merkezinin olduğu Redmond. Küçük bir kasaba aslında, ama sabahları 30,000 Microsoft çalışanı işe gitmek için yollara dökülünce işler karışıyor. Bütün çevre yollar bloke oluyor. Redmond'da bir kaç gün üstüste toplantılara katıldım, ama bir arabada üçten fazla kişi olduğumuz için HOV (kalabalık araç) şeridini kullanarak yolumuza hızla devam edebildik.


Bu seyahat oldukça kısa sürdü ve kentin önemli yerlerini fazla gezemedim, ama sürekli Doğu yakası seyahatlerime bir ilginç alternatif oldu.

07 Mayıs 2006 Pazar

Varşova İzlenimleri

Şubat sonunda bir haftalığına Varşova'ya gittik. Bir zamanlar Sosyalist bloğun önemli ülkelerinden biri olan ve şimdilerde değişen zamanlara ayak uydurmaya çalışan Polonya'nın başkenti son zamanlarda ilgi alanıma girmişti. İlk defa Polonya'ya gidiyorduk ve genelde seyahatlerimi önceden planlamak ve dersime çalışmak eğiliminde olmama rağmen bu sefer herhangi bir hazırlık yapmamıştım. Uçuş KLM çizelgesinde belirtilenin aksine yalnızca 1.5 saat sürdü. Frederik Chopin Havaalanı neresinden bakarsanız bakın küçük sayılır, ama avantajı pek kalabalık olmaması. Havaalanının şehre ne kadar yakın olduğunu görünce şaşırdım (sadece 8 km). Büyük otellerin çoğu havaalanından minibüs kaldırıyor ama çoğu ücretli, o yüzden kalabalık aileniz varsa taksi daha iyi bir seçenek. Taksi şoförleriyle ilgili ilginç hikayeler duymuştum ama bu seyahatte bu tür durumlara rastlamadık. Yine de taksilerin standart bir tarifesi olmadığını ve şirketten şirkete tarifelerin değiştiğini bilmenizde yarar var. Polonya'da halen para birimi olarak zloty (çoğulu zlote) kullanılıyor. Geçen yıl Avrupa Birliği'ne katılmalarına rağmen henüz Euro kullanmıyorlar ve aynı zamanda Schengen anlaşmasına da tabi değiller, yani ayrıca vize gerekiyor. Biz Marriott Warsaw otelinde kaldık. Otel için söylenecek çok fazla bir şey yok, şu ana kadar tatil için kaldığımız en iyi otellerden biri. Personel son derece cana yakındı ve isteklerimizi yerine getirmek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Kahvaltı gerçekten mükemmel ama ucuz sayılmaz. Yine aynı şekilde oteldeki çeşitli restoranları gerçekten lezzetli yemekler için kullanabilirsiniz, ama gerçekten pahalı sayılabilir. Eğer burada kalmayı düşünürseniz bir kaç önerim olacak:

  • Paket programlardan birini satın almak iyi bir fikir olabilir. Bu paketlerde odada Internet erişimi, kahvaltı, Sinema Kanalları, minibar kullanımı veya bunların bir kaçı olabiliyor. Otelin kamuya açık alanlarında WiFi kablosuz Internet desteği var, ama odalarda yok. Odalarda Internet kullanımı Ethernet kablosuyla oluyor ve son derece hızlı. Sinema Kanallarında dört-beş film var, ama ayda bir kez değişiyor sadece. Minibar her gün dolduruluyor (eğer paket satın aldıysanız), bu iyi bir fikir, çünkü otelde her şey çok pahalı
  • Otelin önünde bekleyen taksileri kullanmayın. Tarifeleri normalin 2-3 katı. Otel resepsiyonu sizin için başka şirketten taksi çağırabiliyor.
  • Otel çok merkezi bir yerde olduğu için yakındaki lokantaları denemenizde yarar var.
Varşova'da bu kadar fazla yeni gökdelen ve yüksek bina yapıldığını bilmiyordum. Alışveriş merkezleri hemen hemen A.B.D.'deki ölçülerinde ve alışveriş alışkanlıkları da Amerikanlaşmış denebilir. En iyi alışveriş merkezi şehrin de orta yerinde olan
Arkadia denebilir. Blue City Mall da iyilerden biri, ama şehrin dışında. Yürüyerek gitmeyi düşünmeyin bile! Ziyaret edilecek yerlere gelince biraz hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim. Eski Şehir biraz ilginç denebilir, bazı müzeler ve Kraliyet Sarayı da ziyaret edilecek yerler arasında, ama Varşova Prag ya da Budapeşte gibi şehirlere benzer bir tarihi altyapı sunamıyor. Bunun bir nedeni şehrin savaşlarda, özellikle de 2. Dünya Savaşı'nda bir kaç kez yıkılıp sonradan yeniden kurulmuş olması. Sovyetler döneminde yapılan binalar kaba ve çirkin. Kültür ve Bilim Sarayı ilginç bir bina. Önce Komünist Partisi Merkezi olarak yapılan bu bina Stalin'in hediyesi olduğu için kimi Varşovalı ondan nefret ediyor, çünkü onlara Rus işgalini anımsatıyor.

Binanın tepesinde yeni eklenmiş bir saat kulesi var ve buraya çıktığınızda şehrin güzel bir panorama manzarasını görebiliyorsunuz.


Otellerde, restoranlarda ve alışveriş merkezlerinde İngilizce konuşan epeyce kişi görüyorsunuz, ama eski nesil çoğunlukla Rusça biliyor. Özet olarak Varşova'da iyi bir hafta geçirdik, ama "Yeniden Gidilecek Yerler" listemizde çok üstte yer almadığını söyleyebilirim. Varşova'dan ayrılırken bize söylenen Krakow'un daha turistik bir yer olduğuydu, ama 2.5 saat uzaklıkta olduğu için gitme fırsatı bulamadık.